Ana Sayfa Köşe Yazısı, Manşet, Son Dakika Haberler, Tokat Haberler 6 Eylül 2018 1376 Görüntüleme

ADALET…

Karakuşi Kadı’nın bir gün, mahalledeki fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var… Karakuşi Kadı, fırıncıya “Ben bunu aldım” demiş. Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin sahibi vatandaş gelmiş, “Hani bizim ördek?” diye sormuş. Fırıncı boynunu büküp “Uçtu” deyince, iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış… Gayrimüslim de peşinde kovalıyor. Bir duvardan arkaya atlarken, bilmeden duvarın arkasındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, oracıkta çocuğunu düşürmüş. Derken kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş.

Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da, kızıp peşlerine takılmış. Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar. Tek tek sormuş, sorgulamış “fırıncıdan ördeği kapan” Karakuşi Kadı, hükümleri sıralamış: Ördeğin sahibi, “Bu adam ördeğimi iç etti” diye fırıncıdan şikayetçi olmuş. Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş: “Ne yaptın bu adamın ördeğini?” Fırıncı: “Uçtu” demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış: Ördeğin karşısında “tayyar” yazılı. Tayyar “uçar” anlamına gelir. “O halde ördeğin uçması suç değil” diyerek fırıncının beraatına karar vermiş. Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş… Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: “Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla…”

Davacı gayr-ı müslim “Yani, ne olacak?” diye sorunca; Karakuşi Kadı: “Şimdi” demiş, “Müslüman fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak; biz de onun tek gözünü çıkaracağız.” Bunu duyan gayr-i müslim hemen şikâyetinden vazgeçmiş; fırıncı bu davadan da beraat etmiş. Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da Karakuşi Kadı: “Tamam” demiş, “Karını boşayıp fırıncıya nikâhlayacaksın, çocuğu olacak; çocuk dünyaya gelince ölen çocuğun yerine bu yeni çocukla beraber karını geri alacaksın!” Böyle olunca adam da şikâyetini anında geri almış; fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı son olarak dönmüş Yahudi’ye: “Senin şikâyetin ne bre?..” Yahudi ellerini açmış: “Ne diyeyim kadı efendi” demiş, “Adaletinle bin yaşa sen e mi!”

Bu öykü yüzümüzde hazin bir gülümseme bırakırken, “Adalet” kavramının çokça tartışıldığı günümüz dünyasında adil olmanın ve adaletle hükmetmenin gerekliliği yine ve yeniden, önem kazanıyor. Komşunun komşuya, büyüğün küçüğe, güçlünün zayıfa, muktedirin güçsüze karşı göstermesi gereken adalet, daha yaşanır bir dünyanın da önünü açmış olacak. Hazreti Ebubekir halife seçildikten sonra yaptığı ilk konuşmasında adalet ve hakkaniyet vurgusu yaparak, “Güçsüz olanınız haklı ise hakkını alıncaya kadar benim yanımda güçlüdür. Güçsüz olanınız haksız ise kendisinden hak sahibinin hakkını alıncaya kadar benim yanımda güçsüzdür.” demiştir.

Öte yandan Hazreti Ali, “Devletin dini adalettir” der . “Dinin devleti de hürriyettir” diye de ekler. Adalet yoksa devlet dinsiz, özgürlük yoksa da din devletsiz demektir. Hazreti Ali’nin adalet ve özgürlük anlayışını ifade eden bu söz, evrensel hukukun ve özgürlük anlayışının da temelidir aslında…

Yine tarih kitaplarından öğreniyoruz ki, Hz. Ömer Bizans’ın elinden Suriye ve Irak’ı alıp Anadolu’ya yönelince, Bizans İmparatoru korku ile Hz. Ömer’e elçi gönderir ve antlaşma imkânını araştırır. Bizans elçileri Medine’ye gelirler ve sarayı ararlar, ama Hz. Ömer’in sarayda yoktur. Mütevazi bir evde yaşayan Hz. Ömer çalışmak için hurma bahçesine gitmiştir. Bahçeye giden elçiler hiçbir koruması olmayan Hz. Ömer’i bir hurma ağacının altında uyurken bulurlar. Hz. Ömer uyanınca elçiler hayretle, “Ya Ömer! Dünya sizden korkuyor siz kimseden korkmuyor musunuz?” derler. Hz. Ömer elçilere, “İnsanlar adaletten korkar ve adalete güvenirler. Biz halkımızı saraylarla ve ordularla değil, adaletle yönetiyoruz.” yanıtını verir.

Bugün tercih, “Ebubekir, Ömer ve Ali’nin adaleti mi, yoksa Karakuşi Kadı’nın adaleti mi?” sorusu ile karşımızdadır. Evirilerek özünden saptırılan adalet ve hukuk anlayışının toplumları getirdiği yer ortadayken Karakuşi Kadı’nın adaletini tercih edebilmek, sanırım imkansız ötesidir. Devletin yurttaşlarına olan adil yaklaşımı, hukukun tam anlamıyla bağımsız olduğu ve herkesin sığınacak tek liman olarak “adalete ve hukuka” güvendiği bir Türkiye, ötesinde de barış içinde ve uygarca yaşayan, hak, adalet ve merhametten ayrılmayan bir dünya özlemi, hepimizin ortak beklentisi değil midir?

O zaman, “Karakuşi Kadı”ların olmadığı, “Ne ezen, ne ezilen, insanca hakça bir düzen” istemenin tam da vaktidir şimdi

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.