Ana Sayfa Köşe Yazısı, Manşet, Tokat Haberler 15 Temmuz 2018 2254 Görüntüleme

AYAKLARINI DENK ALSINLAR!

 

Bu ülkenin değerleriyle sorunu olanların yıllarca ortaya koydukları bir argüman vardır: “Bu halk doğru karar veremez. Demokrasi bir gömlek fazladır bu insanlara. Dağdaki çobanla benim oyum bir mi hem!” Hatta daha da ileri giderek, “Aziz Nesin yüzde 60’ımız aptaldır demişti, hatırlayın” derler. Özellikle her seçim sonrasında bu tepeden bakan jakoben anlayışla çalkalanır ortalık.

 

Türk aydınının ortak sorunudur bu; kendilerinden başkasını ‘aydın’ olarak tanımayan, dar bir bakış açısıdır. Milli iradeye hiçbir koşulda saygı duymayan bu anlayış, yıllar yılı değişmemiş, kuşaklar boyu sürüp gelmiştir bugünlere. Özellikle 24 Haziran seçim sonuçlarından sonra, malum çevrelerce yapılan değerlendirmelerde yine bu tavrı görüyoruz. Seçim sonuçlarından kendileri açısından memnun olmayan kesimlerce dile getirilen bu değerlendirmelerde öyle ifadelere rastlıyoruz ki, “aydın” tanımının yeniden yapılmasının zaruriyeti ortaya çıkıyor.

 

İşte bu tepeden inmeci, halkı ve tercihlerini hor gören bakış açısını ele alarak eleştirenlerden Doğu Perinçek, hem bir politikacı, hem de gazeteci olarak duyduğu rahatsızlığı kaleme aldığı yazısında çok önemli değerlendirmeler yapıyor. Perinçek’in marjinal sol gelenekten gelmesi, yaptığı eleştirileri daha da önemli hale getiriyor. Doğu Perinçek halkın demokratik tercihlerini eleştirenleri yerden yere vurduğu o köşe yazısında, bakın neler diyor:

 

“Her seçimden sonra aynı terane başlar. Türk milletine güvenmeyenlerin teranesi. Onlara göre, millet budaladır, koyundur, sürüdür. Bu millet adam olmaz. Hepimizin bildiği yukardan bakışlar, milleti bir kez daha süzer. Yakup Kadri’nin ‘Yaban’ romanındaki köylüyü hatırlayınız. İstiklâl Savaşı yılları. Anadolu bozkırının ortası, Mihalıçık köyleri. Kerpiç duvarların dibinde gazete kâğıdına tütün yerine kuru yaprak saran, bitini ayıklayan, yoksul ve yoksun insanlar. Ama unutmayalım Dumlupınar zaferinin kahramanları, o zavallılardı. Altıntaş ovalarından İzmir’e dokuz günde koşa koşa ulaşanlar onlardı. Belki de aptal oldukları için koştular. Şezlongları olsaydı, ne güzel uzanır ve esnerlerdi. Atatürk, onlardaki cevhere güvendiği için İstiklâl Savaşını kazandı. Ya onların yüzde 60’ının aptal olduğunu düşünseydi…”

 

Sol jargonun en önemli isimlerinden biri tarafından kaleme alınan bu yazıda da belirtildiği gibi, “Türk milletine güvenmeyenlerin teraneleri” bitmek bilmedi yıllar boyunca. 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, E Muhtıralar, 28 Şubat Post modern darbesi ve en son olarak da 15 Temmuz 2016’daki Fethullahçı kalkışma, milletin demokratik kararlarına saygı duymayan militaristlerce gerçekleştirilen alçakça eylemlerdi. Özellikle 15 Temmuz hain darbe girişimi demokrasinin temellerine atılmak istenen dinamit olmaktan öte, ulusun birliğini, devletin bekasını hedef alan yüzyılın şer girişimi olarak tarihe kaydedildi.

 

Bu hain kalkışmanın üzerinden geçen 2 yılda FETÖ’cü teröristlere karşı verilen amansız mücadele başarıyla sürdürülürken, bu mücadelenin sekteye uğramaması ve son FETÖ’cü tespit edilene kadar devam etmesi hayati önem taşıyor. Demokratik temayüller ya da evrensel bakış açısıyla ele alınarak insan hakları maskesiyle FETÖ’nün üzerine gidilmesinde yaşanabilecek her tereddüt, yeni facialara yol açabilecek gelişmeleri de beraberinde getirir. Dolayısıyla hiçbir gerekçenin ardına sığınılmadan, “aydın ukalalıklarına” aldırmadan, acımadan ve taviz vermeden FETÖ belasının üzerine gidilmeye devam edilmelidir.

 

15 Temmuz gecesi tüm yurtta ve Tokat’ta millet olarak ortaya koyduğumuz direniş, tüm dünyaya örnek bir karşı koyuşun ifadesiydi. Günlerce insanlar demokrasi nöbetleri tutarken, geceler boyu bekleyip sabah namazlarıyla evlerine işlerine giderken, akıllarında sadece Türkiye vardı. Ne siyasi ayrışma, ne dünyevi beklenti, ne de başka hiçbir düşünce yoktu kimsede. Varsa yoksa Türkiye vardı belleklerde. Türkiye’nin aydınlık geleceği ve demokratik düzenin selameti için günlerce nöbet tuttu bu büyük ülke. 18 Temmuz 2018 Pazartesi akşamı Tokat Cumhuriyet Meydanı’ndaki demokrasi nöbetinde yine binlerce insan vardı.

 

O akşam kalabalığa yaptığım konuşmada, “Bu millet nice darbeler gördü, ne ihanetlere tanık oldu hepimiz biliyoruz. 27 Mayıs darbesinde milletin adamı Menderes’i idam eden caniler bile milletin meclisine bomba atmamış, sivilleri katletmemişlerdi. Ama 15 Temmuz’un alçak failleri bu milletin meclisine bombalar yağdırdı, vatandaşlarımızı şehit etti. O yüzden hiç, ama hiç unutmayacağız bu alçaklığı. Şimdi, Anayasamız ve kanunlarımız gereği Başkomutanımız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. O’nun etrafında kenetlenerek bu badireyi atlatacağız.” demiştim. Öyle de yaptık. Millet kenetlendi; bir oldu, iri oldu, diri oldu ve FETÖ alçaklığını tarumar etti.

 

Kendini milletten üstün tutanların, halkın iradesini küçümseyenlerin bir karşılıkları olmadığı gibi, onların militarist darbeci uzantılarının da akıbetleri bellidir. “Türk Aydını” tanımlaması içine girip de, halkla sorunu olanların kaç seçim sonrasında akıllarının başlarına geleceğini bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey vardır ki o da şudur: FETÖ, PKK ve diğer türevleri ile onlara doğrudan ya da dolaylı destek verenlerin kaderi, 24 Haziran seçimlerinin mimarı olan bu büyük milletin elindedir.

 

Ayaklarını denk alsınlar.

 

 

Etiketler:

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.