Ana Sayfa Köşe Yazısı, Manşet, Son Dakika Haberler, Tokat Haberler 29 Ağustos 2018 2239 Görüntüleme

TOKAT’IN İLK VE TEK İÇİŞLERİ BAKANI

 

Tokat’ın 1. Dönem Büyük Millet Meclisi’nde öyle bir temsilcisi vardı ki, bugüne kadar tıpkı diğer milli değerlerimize olan bakışımızdaki yetersizlikler gibi, ona da hak ettiği ilgiyi gösteremedik. Yaşamını ve hayat öyküsünü bilmemiz gerektiğine inandığım Nazım Bey’in nevi şahsına münhasır siyasi faaliyetleri, tarih kitaplarına geçmiş olayları kapsamaktadır. 2 günlük Dahiliye (İçişleri) Bakanlığı serüveninin bile bir Tokat Milletvekili tarafından gerçekleşmesi, bizim için önemlidir. Tokat Milletvekili Nazım Bey, Bolşevikliği (Komünizmi) benimsemiş bir oluşumun aktif savunucusuydu. Bu bağlamda kurulan “Yeşil Ordu”nun da kurucuları arasında yer aldı. İslâm dünyasında “Yeşil Komünizm” kurmak amacıyla oluşturulan “Yeşil Ordu”nun kurucuları arasında, Tokat Milletvekili Nazım Bey dışında Dr. Adnan Adıvar ile Hakkı Behiç Bey gibi önemli isimler de yer almaktaydı.

 

Başlangıçta Yeşil Ordu, Millî Mücadele hareketine karşı zararlı telkinleri engellemek ve millî hareket lehine kamuoyu oluşturmak amacıyla Mustafa Kemal Paşa’nın kurulmasına rıza gösterdiği bir cemiyet olarak bilinir. Cemiyette Şark mefkuresine (Doğu idealline) inanmış milletvekilleri bir araya gelmişti. Yeşil Ordu kısa zaman sonra gayesinden uzaklaşarak gizli bir ihtilâl cemiyeti haline gelmiş, Mustafa Kemal Paşa’nın şahsına karşı hareket eden ve Sovyet Rusya’dan destek alan komünist bir teşkilata dönüşmüştür. Gerek Yeşil Ordu’nun kuruluş amacından sapması, gerekse de bu harekete Çerkez Ethem’in katılması, cemiyetin kapatılmasına neden olmuştur. Nazım Bey 1920 yılından itibaren gizli Türkiye Komünist Partisi içerisinde de yer almıştır. Hakkı Behiç Bey’in teklifi ile Yeşil Ordu’nun resmi Türkiye Komünist Partisine dönüştürülme hareketine katılmayarak 7 Aralık 1920 tarihinde Türkiye Halk İştirakiyun Fırkasını kuran Nazım Bey, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının kontrolünde olan resmi TKP hareketinden ayrı bir varlık olduklarını, Yeni Gün ve Yeni Dünya gazetelerinde hazırladıkları bir beyanname ile ilan etmek istemiş, ancak bunda başarılı olamamıştır. Nazım Bey’in kontrolündeki THİF (Türkiye Halk İştirakiyun Partisi) çalışmalarında daha çok İslâmiyet’in sol fikirlere olan yakınlığını işlemeye çalışarak kamuoyu oluşturmayı hedeflemiştir.

Nazım Bey’in faaliyetleri Ankara ile sınırlı tutmamış, taşrada THİF’nin şubelerini de kurmaya çalışmış, ancak bunda başarılı olamamıştır. Öte yandan ilk Mecliste yer alan “Halk Zümresi”de Yeşil Ordu’nun meclis grubu olarak faaliyet göstermiştir. İlk Meclis’te gerçekleşen Dahiliye Vekaleti (İçişleri Bakanı) seçimlerine Nazım Bey aday olmuş ve Halk Zümresi’nin desteğiyle seçimi kazanmıştır. Meclis’in 4 Eylül 1920 tarihli toplantısında Mustafa Kemal Paşa, Refet Bey’i kendi adayı olarak göstermesine rağmen Halk Zümresi adayı Nazım Bey seçimi kazanarak, İçişleri Bakanı olmuştur.

Nazım Bey’in Dahiliye Vekilliği gibi önemli bir makama seçilmesi, Mustafa Kemal Paşa’yı rahatsız etmiş, kendi adayına rağmen Nazım Bey’in seçimi kazanması, Paşa’yı derinden üzmüştü. Mustafa Kemal, bu durumdan duyduğu rahatsızlığı ve düşüncelerini Nutuk’ta şöyle anlatmaktadır: “Efendiler, 4 Eylül 1920 tarihinde Tokat milletvekili bulunan Nazım Bey, 89 oya karşı 98 oyla meclisçe İçişleri Bakanlığına seçildi. Nazım Bey, dakika kaybetmeksizin büyük bir aceleyle Bakanlık makamına gidip, daha sonra Bakanlar Kurulu Başkanı da olmam dolayısıyla beni ziyarete geldi. Ben, Nazım Bey’i kabul etmedim. Yüce Meclis’in görevini kazanarak seçilmiş olan bir bakanı kabul etmemekle yaptığım muamelenin mahiyet ve nezaketini elbette takdir ediyordum. Fakat memleketin büyük yaran, beni bu yolda harekete mecbur tutuyordu. Elbette, bu hareketimin sebebini açıklayıp ispat edeceğimden ve açıklayacağım noktadan Yüce Meclis’çe de önemli görüleceğinden emindim. Efendiler, meclis üyeleri arasından, aykırı bir takım prensiplere eğilim gösterenler ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunlardan biri olmak üzere Nazım Bey ve arkadaşları en çok dikkatimi çekmişti. Nazım Bey’in kendisinden daha Sivas Kongresi sıralarında aldığım safsatalarla dolu bazı mektuplarından, ne zihniyet ve karakterde bir kimse olabileceğini anlamıştım. Nazım Bey, milletvekili olarak Ankara’ya geldikten sonra her gün yeni yeni siyasi faaliyetler gösteriyordu. Oluşmaya başlayan bu siyasi gruplu temas fırsatını kaçınılıyordu. Nazım Bey, bizzat veya dolaylı olarak yabancı çevrelerden bazıları ile temas yolunu bulmuş; onlardan teşvik görmüş ve yardım imkânları da sağlamıştı.

Bu zatın Halk İştirakiyim Fırkası diye gayri ciddi ve sırf kendine çıkar sağlamak üzere bir parti kurma teşebbüsüne geçerek, milliyetçiliğe aykırı faaliyetlerde bulunduğunu mutlaka duymuşsunuzdur. Bu zatın yabancı çevrelere casusluk ettiğine de asla şüphe etmiyordum. Nitekim, daha sonra İstiklâl Mahkemeleri birçok gerçeği ortaya koymuştu. İşte efendiler, bu Nazım Bey kendisinin ve arkadaşlarının yaptığı sürekli propaganda sayesinde ve bize muhalefete, hazırlananların milletin yüksek yararlarım unutarak yaptıkları yardımlarla İçişleri Bakanlığına geçirilmişti. Böylece Nazım Bey, Hükümetin bütün iç idare makinesinin başında, memleket ve millete değil, fakat paralı uşağı olduğu kimselerin isteklerinin gerçekleşmesine en büyük hizmeti yapabilecek duruma gelebilmiştir. Elbette efendiler, buna asla razı olamazdım. Onun için İçişleri Bakanı Nazım Bey’i kabul etmedim ve istifaya mecbur ettim. Lüzum görüldüğü zaman da, Meclis’teki gizli oturumda hakkındaki bilgi ve görüşlerimi açıkça söyledim.”

İfadelerinden de anlaşılacağı üzere Mustafa Kemal Paşa, Nazım Bey’i istifaya zorlamasındaki temel sebebi “seçilmesinden dolayı doğacak tehlikelere” bağlamış, Nazım Bey’in güvenilir bir isim olmadığını belirterek, “Paralı Uşak” olarak nitelediği bir insanın önemli bir idari mekanizmanın başına getirilmesini ülke geleceği açısından tehlikeli görmüştür. Sonrasında gelişen olaylardan da anlıyoruz ki Nazım Bey’i istifaya zorlayan bir süreç başlamış, bu süreçte Çerkez Ethem de büyük rol oynamış ve 2 günlük kısa bir süre zarfında Nazım Bey İçişleri Bakanlığı’ndan 6 Eylül 1920 tarihinde istifa etmiştir. 2 günlük Dahiliye Vekaleti ile Nazım Bey, belki de en kısa süre görev yapan Bakan olarak tarihe geçmiştir.

Nazım Bey’in inişli çıkışlı siyasi yaşamı İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmaya varacak kadar ciddi olayları da kapsamaktadır. Dokunulmazlığı kaldırılan Nazım Bey 12 Nisan 1921’de tutuklanmış bir süre sonra da çıkarılan aftan faydalanarak hapisten kurtulmuştur. Nazım Bey, Millî Mücadele Tarihimizde Bolşevikliği benimseyen, Anadolu halkının ancak Sovyet Rusya’ya dayanarak kuracağı bir hükümet modeli ile kurtulacağına inanan bir parlamenterdir. Onun sosyalizm anlayışında ayrıca, İslâmi unsurlara da yer verilmiştir. Nazım Bey’in Ankara Hacıbayram semtinde yaptığı bir toplantıda söylediği, “Komünizm İslâm esaslarına uygundur. Ebubekir komünistti. Müslüman olduktan sonra bütün varlığını yoksullara dağıtmıştır.” sözleri, taşıdığı amacı açıkça göstermektedir.

Milletvekilliği düşürülen, İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanan, hapis yatan ve partisi kapatılan Nazım Bey, İstanbul’da yaşamını devam ettirmiştir. Evli ve üç çocuk babası Nazım Bey, 4 Temmuz 1935’te vefat etmiş, vefatından önce de “Öztelli” olan soyadını “Resmor” olarak değiştirmiştir. Nazım Bey’in Tokat Milletvekili olarak gittiği Birinci Dönem Millet Meclisi’nde nevi şahsına münhasır olarak sürdürdüğü Milletvekilliği ve 2 günlük İçişleri Bakanlığı serüveni ile İslami Komünizmi savunması, tarihimizin belki de en renkli sayfalarından biridir…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.