Ana Sayfa Köşe Yazısı, Manşet, Son Dakika Haberler, Tokat Haberler 8 Ağustos 2018 1476 Görüntüleme

“GELDİĞİN YERİ UNUTMA…”

Aşağıdaki öyküyü Gazeteci, Devlet eski bakanı ve DSP eski genel başkanı Dr. Masum Türker’den dinlemiştim. Siyasetin “insan öğüten” çarkını betimlerken, Bülent Ecevit sayesinde milletvekili olanların başta Ecevit’i, sonrasında da partilerini nasıl yarı yolda bıraktıklarını anlatmıştı Türker. Birlikte siyaset yaptığımız Dr. Masum Türker’den çok şeyler öğrendim kendi adıma. “Siyasette de karşılıklı sadakat önemlidir.” sözünü kendisinden duyduktan sonra kulağıma küpe yaptım. Şahsıma, siyasi kimliğime ve gazeteciliğime yaptığı katkıyı burada uzun uzadıya anlatamam size. O, bir siyaset akademisiydi başlı başına; politikanın çıkar ilişkileriyle harman edildiği günümüz Türkiye’sinde, aşağıdaki öyküde okuyacağınız Sultan Mahmut’un kölesi Ayaz misali, ilkelerinden vazgeçmedi.

Sevgili okurlar, bugün yaşadığımız ilişkiler dünyasının temelinde artık günlük çıkarlar ve beklentilerin getirdiği ince hesaplar yer alıyor. Hayatın her alanında yer alan bu “beklentilere dayalı hesap işi çıkarlar silsilesi”, siyasette ve gazetecilik mesleğinde de ne yazık ki bulunuyor. İşte tam da bu noktada hem gazeteci hem de siyasetçi olan Dr. Masum Türker’in yaşam hikâyesi, bizlere bu karanlık dehlizlerde ışık tutuyor. Türker’in küçük oğlum Aral’ı kucağına aldığı fotoğrafı görünce, zamanın su gibi aktığı, ama su gibi de aziz kıldığı insanlardan Masum Türker’i tanıma ve onunla birlikte çalışma onuruna erişmekten duyduğum mutluluğu, nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum açıkçası. O fotoğrafın üzerinden 8 yıl geçmiş, ancak yıllar ne Türker’i ne de bizleri değiştirmemiş; işte mutluluk bu.

Yıllar önce DSP Genel Başkanlığı’na aday olması yönünde teklifler gelirken, bir an için tereddüt duysa da, partisinin geleceği için elini taşın altına koymasını bilmişti Masum Türker. “Senin ‘Bu partiyi sahipsiz bırakmayın. Görevden kaçamazsınız’ şeklindeki telefonuma çektiğin mesaj, aday olmamı kesinleştiren mesaj oldu” diye, cep telefonuna benim gönderdiğim mesajı, bana hatırlatan Türker’in zinde belleğinde, daha nice anılarımız var kim bilir. Görev yaptığı yıllarda elbette ayrı düştüğümüz yerler de oldu. Hatta bir defasında benim il başkanlığından ayrılmama neden olan kararımdan (2011 Referandumu, Anayasa Değişikliği Oylaması- Muhalefetin “Hayır” kampanyasında yer almayıp “Evet” diyeceğimi açıklamam)  dolayısıyla kamuoyu beni linç ederken o, “İstersen istifa etme” diyecek kadar yol arkadaşını satmayan bir demokrattı. Ama ben onu rahatlatmak adına istifa etmiş, 1,5 yıl sürecek il başkanlığından ayrılma sürecinden sonra 2013’teki il kongresinde yeniden aday olup kazanarak başkanlığa yeniden dönmüştüm.

Bu yazı, ilk başta belirttiğim gibi Köle Ayaz’ın öyküsünden esinlenerek kaleme alındı. Dr. Masum Türker’i, bana kattığı insani değerler, siyasette ve gazetecilikte parayla dahi alınamayacak tecrübeleri kazandırmasından dolayı, yaşamım boyunca minnetle anacağım. Türker’in anlattığı öyküyle sizi baş başa bırakırken, hayatta ne olursanız olun yola çıktıklarınızı yolda bulduklarınızla değişmeyin ve ne olursanız olun, geldiğiniz yeri asla unutmayın!

İşte, siyasetin ve gazeteciliğin duayeni Dr. Masum Türker’in benimle paylaştığı o öykü:

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, Sultan Mahmut’un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken sultanın öylesine itimadını kazanmış ki, sultanlığın haznedarı tayin edilmiş ve en kıymetli, zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini, kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle sultan yakınlarıysa ondan gün geçtikçe daha çok şikâyet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar.

Bir gün sultanın huzurunda bir saraylının bir diğer saraylıya şöyle dediği duyulmuş: “Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musunuz? Aslında her gün gidiyor; hatta izin günlerinde bile gidip orada saatlerce kalıyor. Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.” Sultan kulaklarına inanamamış. “Gözlerimle görmeliyim” demiş. Böylece o da hazine dairesine gidip Ayaz’ı gözlemek istemiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içinde olanları seyretmeye hazırlanmış. Ayaz hazine dairesine bir dahaki sefer geldiğinde sultan dışarıda beklemeye koyulmuş. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Köle Ayaz, sandığın önünde diz çökmüş, kapağı usulca kaldırmış ve içinden bir şey çıkarmış. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu.

Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! İşte köle Ayaz, saraylı giysilerini çıkarmış bu elbiseyi giymiş ve sonra aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine: “Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?” diye sormuş. “Bir hiçtin sen. Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, sultanın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lütfetti. İşte Ayaz, şimdi buradasın, ama asla nereden geldiğini unutma. Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla…”

Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden sultanla yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz’ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekerken şu sözler çıkmış ağzından: “Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedarıydın, ama şimdi kalbimin hazinedarısın. Bana, benim de önünde bir hiç olduğum kendi sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiğini ders verdin.”

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.