Ana Sayfa Köşe Yazısı, Manşet, Son Dakika Haberler, Tokat Haberler 2 Ağustos 2018 2135 Görüntüleme

MAHALLE BASKISI…

Önce ünlü şarkıcı Mazhar Alanson’un “Karşı tarafın kızmasının, dövünmenin alemi yok. Bu topraklarda o söyledikleri gibi ‘laiklik de elden gitmez’, gitmedi de. Kimse korkmasın. Ülkemizin gerçeklerini kabul edersek hepimiz daha mutlu olacağız. Ben mesela, okullarda Atatürk sevgisini otomatikman pek çok çocuk gibi aldım bünyeye. Ama Peygamberime de aşığım, ne var bunda!” sözleri gündeme damga vurdu.

Ve “karşı mahalle” hemen taarruza geçerek Alanson’u linç etmeye kalktı…

Sonra şarkıları dillere pelesenk olan Bülent Ortaçgil konuştu. O da aynı minvalde mesajlar vererek, “Muhalefetiyle iktidarıyla uzlaşmamız gerekiyor. Sandıktan çıkan sonuca saygı duyulmalı öncelikle. Oy olarak da baktığımız zaman yüzde 52’yi yok mu sayacaksınız? Ya da muhalefette kalan yüzde 48’i? Başkan yüzde 52 civarında oy alarak seçilmiş. Muhalefet bunu kabul etmeli.” dedi.

Ardından yine, Mazhar Alanson’u linç etmeye kalkanlar sahneye çıktı, Bülent Ortaçgil’e demediklerini bırakmadılar…

Her iki ünlü ismin söylediklerine kimselerin itiraz etmemesi beklenirken, salt AK Parti ve Erdoğan gerçeğini kabullendiklerinden dolayı bu sanatçılar hakaretlere maruz kaldılar. Ülkemizdeki eksikliği gün be gün hissedilen uzlaşma kültüründen bu kadar uzak kalmış bir topluluğun bu iki isme karşı başlattıkları linç kampanyasına tanık oldukça, “mahalle baskısı” denilen olguyu yakından izlemiş ve hissetmiş olduk. Hâlbuki “mahalle baskısı”ndan en çok solcular bahsederdi bir zamanlar. Şimdi aynı kesim bu baskıyı “ziyadesiyle” yapıyor ne yazık ki.

Röportajların yayımlanmasının hemen ardından eleştiri oklarının bir anda hedefi olan Alanson ve Ortaçgil, sosyal medya gündeminin de en çok konuşulan konularından biri haline geldi. Yapıcı ve uzlaşmacı mesajlarıyla topluma ‘birlikte yaşamayı öğrenme’ çağrısı yapan usta sanatçıların sosyal medyada linç edilmeleri vicdanları sızlattı. Farklılıklarımızın birer zenginlik olduğunu kabul etmeyenlerin bu son aksiyonları bir kez daha gösterdi ki, “kendinden olmayanlara yaşama hakkı” tanımamak gibi bir hodbinlik, bu ülkede hâlâ egemen olmanın derdinde.

Oysa Türkiye, bütün renkleriyle demokratik olgunluk içerisinde yaşamak ve uzlaşı kültürünü benimsemek zorunda.

Tıpkı Bülent Ecevit’in “Partilerimiz ayrı olsa da devletimiz bir, kaderimiz birdir. Çok partili siyasal düzende de beraber yaşamaya, ayrı partilerden de olsak birbirimizi sevmeye, ayrı düşünsek de yine birbirimizi düşünmeye alışmalıyız.” sözündeki gibi bir duyarlılığa ve anlayışa mahkûm olduğumuz gibi…

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.